
Posted by AKTARI - TARAF GAZETESI on 6/11/2009, 16:09:10
PKK lideri Öcalan’ı Türkiye’ye getirip sorgulayan ekipte yer alan ve Ergenekon Davası’nda “Silahlı terör örgütü yönetmek”le suçlanan emekli Albay Atilla Uğur, dün hâkim önüne çıktı. Uğur, yasadışı telefon dinleme iddialarını kabul etmedi: 2002’de Jandarma İstihbarat Daire Başkanlığı’na atandım. İki ayrı istihbarat başkanı ve jandarma komutanı ile çalıştım. Onlardan aldığım emirleri yerine getirdim. Yaptıklarının suç olmadığını savunan Uğur, “Eğer örgüt varsa, Jandarma Genel Komutanlığı ve TSK mensuplarının tamamı üyelik ve yöneticilikten yargılanmalı” dedi. Uğur, Genelkurmay eski Başkanı Özkök’le görüşmesini de anlattı: Bana ‘Neden benim aleyhimde yazı yazan gazeteci ile görüşüyorsun’ diye sordu. Ben de ‘Üstlerim böyle emir verdi. Yorumlama konumum yoktu’ karşılığını verdim
İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli Albay Hasan Atilla Uğur, muvazzaflık döneminde ve emekli olduktan sonra, kendisine mevzuatla verilen görevlerin dışında yasalar hilafına hareket etmediğini ifade ederek, “Benim bir istihbarat görevlisi olmam örgüt üyeliği veya yöneticiliğine gerekçe gösterilecekse, Jandarma Genel Komutanlığı, dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, örgütü oluşturması ve mensuplarının da üye veya yöneticileri olması gerekir” dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde oluşturulan salonda görülen davanın dünkü duruşmasında, emekli Albay Uğur, 51 sayfalık yazılı savunmasını zaman zaman slaytlarla yaptı. Duruşmada Abdullah Öcalan’ı İmralı’da sorguladığı bilgisinin şimdiye kadar gizli tutulduğunu fakat gözaltına alınmasıyla birlikte deşifre olduğunu söyleyen Uğur, 13 yıldır özel koruma statüsünde olduğunu, 2002’de ise Jandarma Genel Komutanlığı Teknik İstihbarat Daire Başkanlığı görevine atandığını belirtti.
“Jandarma’nın emrindeydim”
Kendisine isnat edilen suçun, “Silahlı terör örgütü yönetmek” olduğunu hatırlatan Atilla Uğur, şunları söyledi: “Kurulduğu iddia edilen örgütün, bana isnat edilen eylemlerini gerçekleştirebilecek üye sayısına, araç ve gerece sahip olması gerekir. Kurulduğu iddia edilen örgütün amacının bu suçları işlemek olması ve benim de bu örgütün üyesi veya yöneticisi olmam gerekmektedir. Ben 2003-2004 yıllarında iki ayrı istihbarat başkanının ve iki ayrı Jandarma genel komutanının emrinde, kanun, yönetmelik ve yönergelerde açıkça belirtilen görevleri yapmakla yükümlüydüm ve yaptığım kutsal yemine bağlı kalarak, bana verilen görevleri yapmaya gayret ettim.”
“Hiyerarşiye göre hareket ettim”
İstihbarat görevlisi olmasının ve hiyerarşik yapı içerisinde bulunmasının örgüt üyeliği veya örgüt yöneticiliğine gerekçe gösterilecekse, Jandarma Genel Komutanlığı, dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, örgütü oluşturması ve mensuplarının da üye veya yöneticileri olması gerektiğini belirten Uğur, “Yani örgüt varsa, Jandarma Genel Komutanlığı ve TSK mensuplarının tamamı üyelik ve yöneticilikten yargılanmalıdır” dedi.
Hilmi Özkök dinlemeyi sordu
Tutuklanmasının ardından Ergenekon soruşturmasını yürüten savcıların kendisini Beşiktaş’taki Adliye’ye çağırarak bazı tekliflerde bulunulduğunu ileri süren Uğur, bu teklifleri kabul etmediği için terör örgütüne üye olmak suçundan tutuklanmasına rağmen iddianamede örgütün ara yöneticisi olarak dava açıldığını söyledi. Emniyetteyken de mülakat sırasında “Seni kullanmışlar. Sen bize Şener Eruygur, Hurşit Tolon ile ilgili bir şeyler söyle, seni bıraktıralım” şeklinde tekliflerde bulunulduğunu ileri süren Uğur, savcı Zekeriya Öz’ün de aynı teklifte bulunduğunu iddia etti.
Hilmi Özkök’le görüşme
Uğur, eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Hilmi Özkök ile ilgili olarak da şunları kaydetti: “2004 yılı Mart ayında İstihbarat Başkanı Tuğgeneral Levent Ersöz ile Orgeneral Hilmi Özkök’ün yanına gittik. Yalnız yaptığımız görüşmede Özkök, bana, ‘sen geleceği olan bir albaysın, neden başkomutanın, yani benim aleyhimde yazı yazan gazeteci ile görüşüyorsun’ dedi. Ben de kendisine ‘Komutanım ben istihbarat başkanlığında çalışan bir subay olarak bana görüşmem emredilen kişilerle görüşüyorum, verilen emirleri yorumlama gibi bir konumum yoktur’ dedim. Bana, gazeteci Mustafa Balbay’a çok kızdığını, bir daha kendisi ile görüşmemi istemediğini söyledi. Daha sonra, Levent Ersöz’ü de çağırttı... İstihbarat Başkanı ve ben detaylı olarak merkezin çalışma şeklini anlattık. Ayrıca, ‘sivil istihbarat birimleri beni dinleyebilirler mi, bilgisayarıma girebilirler mi’ diye sordu. Geniş bir şekilde izah ettik. Teşekkür etti.”
39
Responses: