
Posted by dogan munzuroglu on 23/10/2009, 22:19:02
ALEVİLERİN GÜNCEL SORUNLARI VE OLASI TEHLİKELER
Hükümet birkaç yıldır, bu ülkede Alevilerin de yaşadığını fark etmiş bulunuyor. AKP’li bakanlar Alevilerin sorunlarını da çözeceklerini söylüyorlar. Bu sebeple alevi çalıştayları yapıyorlar. Devletin Alevilerle görüşmesi alevi inancının gelecekte yaşayacağı tehlikeleri bertaraf etmiyor. Aksine bu girişim Alevilerin egemen Sünni inanca adaptasyonunu hızlandıracaktır.
Alevi inanç geleneği Sünnilik kadar güçlü, yaygın ve merkezileşmiş değildir. Dolayısıyla süreç her durumda Alevilerin aleyhine işleyecektir. Bu yüzden Alevilerin pozitif ayrımcılık isteme hakları vardır. Ama önce kendi kurumsal işleyişlerindeki aksaklıkları tartışmaları gerekir.
Aleviler yeterince örgütlü olmadıklarından dolayı birçok açıdan, resmi din olan Sünniliğin egemenliğine girme tehlikesi yaşamaktadırlar. Cemevleri, kurumsallaşma sürecinin başında bulunduklarından dolayı birçok siyasi müdahaleye açıktırlar. İlerleme ya da iyileştirme olarak kayda geçen her uygulama alevi inancını yozlaştırmaya adaydır. “Yola girme” ritüelinden tutun da cenaze törenlerine kadar her alanda egemen siyasi paradigmanın ve Sünni inancın etkisine açık bir Alevilik gözlenmektedir.
Örneğin Türkiye’nin metropollerinde yeterli sayıda cem evi olmadığı için, hoparlör gibi sesli duyuru sistemleri bulunmadığı için alevi ölümleri camiden sela ile duyurulmaktadır. Görülen o ki bundan sonra da uzun süre böyle olacaktır. Ölüleri mezarlıklarda Sünni hocalar yıkayacak, Alevi köy ve kasabalarına yapılmış camiler kaldırılmayacak, bu camilerden ezan okunmasına devam edilecektir. Ramazan geldiğinde, sahurlarda, bütün alevi mahallelerinde davul çalınacak, gazete ve televizyonlarda ramazan programları yayınlanacak. Alevi bireyi ister istemez günlük yaşamında Sünni inancını yaşayacak, Sünniliğin baskın kültüründen etkilenecek, itaat edecek, benimseyecek ve süreç Alevilerin aleyhine işlemeye devam edecektir.
Alevilerin Hükümet ile görüşmelerinde-eğer hükümet iyi niyetliyse-bu ayrıntıların konuşulması lazım! Devletin bu güne kadar olagelen uygulamalarında, Aleviliği Sünni İslam’ın içinde eritme girişimlerini gördük hep. Bundan sonra da bu türden müdahalelerin devam edeceği aşikardır.
Ayrıca Alevilerin kendi aralarında konuşacakları konulardan da söz etmek gerekir:
Merkezi bir inancın hegomonyasından kurtulacağız derken, iktidarlaşma eğilimi gösteren alevi kurum ve anlayışlarının denetimine gireceğiz. Aleviliğin; ayağa kalkma, örgütlenme sürecinde, siyasi manipülasyonlar nedeniyle yerleşen ve tabulaşan ama alevi inanç ve geleneğine uymayan bazı uygulamalar alevi canlarını incitmektedir. Dua ve gülbenklere sızan ırkçı ve ayrımcı söylemler Aleviliğin “yetmiş iki millete bir nazarla bakma” ilkesine ters düşmektedir.
Bazı cemlerde cemden önce İstiklal Marşı’nın okunması cemleri resmi devlet törenine dönüştürmektedir. Arapçaya ve diğer dillere karşı gösterilen ırkçı ve Türkçü tepkiler tehlikeli boyutlardadır. Cemlerde Arapça dua okumama eğiliminin altında yatan sebep Aleviliği Türk dinine dönüştürme çabasıdır. Cemlerde Türkçe gülbenk okunmasına itiraz etmeyen diğer halklardan Alevilere Türkçe dışındaki dilleri yasaklamak ırkçılıktır. Ne yazık ki Türkiye’deki cemevlerinin çoğunda durum böyledir. Bu tür uygulamalar Türk olmayan Alevileri kaygılandıran uygulamalardır. İnançta Arapçanın egemenliğine karşı çıkıp sonra da Kürtçe ve diğer dillerdeki deyiş ve gülbenklere yer vermemek alevi felsefesine terstir. Bu tutum Arapçanın egemenliğini kaldırıp yerine Türkçenin egemenliğini koymaktır.
Atatürk portrelerinin cemevlerinin bir köşesine kurulup artık kaldırılamayacak duruma gelmesi de önemli bir sorundur. Her ne sebepten olursa olsun siyasi bir liderin resimlerini tapınaklara ve ibadethanelere asmak inancı siyasallaştırmaktır. Bu uygulamanın devlet tarafından engellenmesi gerekir. Atatürk, din konusunda agnostik-ateist düşüncelere sahip bir siyasi liderdir. Tekke ve zaviyeleri kapatan kendisidir. Kapattığı bir tekkeye resminin asılması en çok onu rahatsız ederdi. Günümüzdeki bu ikiyüzlülüğe kimsenin ses çıkarmaması oldukça düşündürücüdür.
Cemevlerinin rant ve siyasi nüfuz elde etme mekanlarına dönüşmesi de önemli bir sorundur. Ne yazık ki bazı cemevlerinde çıkar çatışmaları ayyuka çıkmıştır. Giderek cemevlerine çöreklenen çıkar grupları buraları siyasi mücadele alanı olarak belirledi. Kızılbaş canların “bir beden-bir ruh” olduğu bu mekanlar ne yazık ki siyasi çekişmelerin arenası olmaktadır. Kızılbaş ibadethaneleri özellikle seçim zamanlarında bazı siyasi liderlerin ilgi alanı olmaktadır.
Kentlere taşınan alevi nüfusu ortak ibadet alanı olarak cemevlerini inşa ettikten sonra yaşanan sorunlar cemevlerinin nasıl bir yapılanma göstereceğini düşündürdü bizlere. Bugün cemevleri daha çok; ölüm, cenaze işleri için kullanılmakta: muharrem, Hızır gibi günlerde tören mekanı olmaktadır. Aleviler için bir “toplanma yeri” olması dışında inanç ve süreğin yayılmasında çok fazla bir etkisi olmamış, hatta inancı dejenere ettiği, dimağlardaki kutsiyeti azalttığı söylenmektedir. “Köy Aleviliğinin gönüllerde bıraktığı saygınlık izlerini sildiği” gibi yakınmalar sık sık duyulmaktadır. Alevilerin tarihinde, örnek alınacak bir cemevi geleneği olmadığı için cemevleri ilginç uygulamalara sahne olmuş: düğün, konser, dikiş-nakış kursları düzenlenmiş ve bu etkinlikler nedeniyle kutsi niteliklerini yitirdiği yönünde eleştirilmişlerdir.
Farklı bölgelerden gelip kentlere yerleşen Alevilerin farklı ocak ve pirlere bağlı olması, cem ve semahtaki bölgesel farklılıkları nedeniyle bir uyum sorunu yaşadığı görülmektedir. Kadın ve erkeklerin aynı ceme katılmaları nedeniyle ahlaki sorunlar öne çıktı. Anadolu’nun farklı yörelerinden gelen insanların secde ve dara durma gibi ibadet anlarında “bir beden bir ruh” olup dara durmaları beklenemeyeceği için tartışmalar yaşandı. Dar’a durma anında çalan cep telefonları, sandalyede secdeye durma, kırklar cemi boyunca içeri girip çıkanların cemin birliğine verdiği sıkıntı zamanla yaşlı köy Alevilerinin ceme verdiği kutsi anlamı azalttı. Bu canlar gün be gün cemevlerine gitmekten vazgeçtiler. Süreç giderek cemin anlam ve öneminde de bir bozulmaya yol açtı. Cemin büyüsü bozuldu. Görülen o ki cemlere katılım ve duygu yoğunluğunda gün be gün azalma görülmektedir. Yaşlı Aleviler, köy cemlerinde yaşadıkları duyguyu yaşamadıkları için, gençler de yoldan uzak oldukları için giderek azalan bir katılım söz konusudur.
Cemevlerini yönetenler gençlere Kızılbaş yolunu öğretemediler. Gençlerin semahı, bir kutsal görevi yerine getirmek ya da ibadet etmek değil folklorik bir eğlence gibi algılamaları, cemevlerinin olması gereken anlamından farklı algılanmasına yol açtı. Cemevi yöneticileri ve pirler bölgesel farklılıkları bir potada eritmeye çalıştılar ama çok sorun yaşandı. Bu kurumların sayısal yetersizliği, bu alanda başka kurumlaşmaların olmaması sosyal çözülmeyi arttırdı.
Görülen o ki Cemevlerinin ne olduğu, ne olacağı henüz tam anlaşılmış ve algılanmış değildir: Standartlarının giderek belirginleşeceği bir ibadet evi mi olacak yoksa bir sosyal ilişki ya da kültür merkezi mi olacak?
Bölgesel inanç özelliklerinin korunduğu farklı renklerde cemevleri mi olacak yoksa tek dil, tek millet, tek bayrak gibi; “tek tip cemevi” mi olacak? Tek tipleşme hastalığı “resmi dinde” olduğu gibi devam mı edecek?
Anlaşılan o ki Alevi inancının kendi renkleriyle yaşaması ve sürmesi için cemevleri tek başına yeterli değildir. Kızılbaş yaşam geleneğini sürdürmek için çok yönlü kurumlaşmak gerekir. Cemevi örgütlenmesini kapsayacak şekilde, Pir- talip ilişkisini, kentsel yaşam biçimine uygun şekilde yeniden örgütlemek gerekir. Musahiplik, mürebbilik, kirvelik gibi örgütlenme biçimlerinin çözülmeye yüz tuttuğu, günümüz alevi cemaatinin uzun ömürlü olamayacağı açıktır.
87
Responses: