
Posted by aktaran on 23/10/2009, 10:02:10
HAYDİ TÜRKİYE
23 Ekim 2009
HAYDAR IŞIK
1998’in son günü ve 99’un ilk günü saatlerce Sayın Öcalan tarafından kabul edilirken, zihnimde bir soru işareti vardı. Kürtlerin olağanüstü değer yükledikleri ve çeşitli çevrelerin “Stalinist“, “astığı astık, kestiği kestik“ diye yazdıkları bu şahsiyet gerçekten nasıl biridir? Bizi düze çıkaracak öngörüde midir? İyi hatırlıyorum oldukça şüpheli yaklaşmıştım. Bizzat görmediğim için yazılanların etkisinde kaldığımdan olacak ikircimliydim. Ancak daha kabul edilmem esnasında gösterdiği mütevazilik, saygılı duruşu, misafirperverliği, diyebilirim ki, beni çok etkilemişti. Ama beni en çok ilgilendiren konu, bizi nasıl düze çıkaracağıydı. Gemiyi limana ulaştırabilecek miydi?
Öcalan, görüşlerini ifade ederken, Kürtlerin demokratik temel haklarını birincil vurguluyor, aynı solukta, Türk ve diğer halkları gözü gibi koruduğunu, onlara en ufak laf getirmediğini de hemen gösteriyordu. O zaman anlamıştım ki, Öcalan Ortadoğu’nun gerçek Selahaddin’idir. O görüşmede bana anlattıklarını, sonradan sürekli dile getirdi. O Türk ve Kürt halkları arasında barış istiyordu. Ne var ki, Türk ırkçı sistemi, savaşta ısrar etti, aleyhinde en aşağılık karalamalar yapıldı. Uzattığı barış eli tutulmadı. Yıllar heba oldu, aynı zamanda genç insanlarımızı kaybettik. Bugün aklı olanlar gördü ki, Selahaddin’i ortaya çıkaran Mezopotamya toprakları bin yıl sonra da olsa bir lider daha doğurdu. Bu lider fark gözetmeden halkların eşit, özgür- özerk ve barış içinde yanyana yaşamasını hayatının olmazsa olmazı yaptı. Onun halklara bağlılığı, en zor anlarında bile sorgulanmadığı bir realitedir.
Bakınız Ahmet Altan 18 Ekim’de nasıl yazıyor: “Türkler, “barışı” değil, yirmi beş yıl boyunca medyanın kendilerine “bebek katili bölücü çılgınlar” olarak tanıttığı PKK’lıların “yok edilmelerini” istiyordu sanırım. PKK, öldürmekle bitecek bir örgüt değildi çünkü medyanın tanıttığı gibi bir “terör” örgütü değildi, PKK, çok acı çekmiş bir toplumun öfkesiydi. O öfkeyi dindirmeden, sadece insanları öldürerek PKK’yı “yok edemezdiniz”, öldükçe yenileri çıkardı ve çıktı“.
Son barış hamlesi işte bu çerçevede görülmeli ve artık savaşa son verilmelidir. Irkçılığa boğulmuş Baykal: “PKKler teslim almaya geliyor“ diyor. Diğerleri ise “pişman oldular“, “teslim oldular“ deseler bile, sağduyu Öcalan’ı haklı görüyor. Kan dökülmesini önlemesi ivedi adımdır. Savaş ve şiddetin ortadan kalkması, barışın kurulması için attığı adım kimileri tarafından eleştirilse bile, o sağduyusunu korudu ve yapması gerekeni yaptı. İşte onun büyüklüğü buradan anlaşılıyor. Savaş inisiyatifi; Türk ırkçı-tekçi sistemi olan Genelkurmay, hukuk, bürokrasi, CHP, MHP de ise; barış inisiyatifi de Öcalan’a geçmiş durumdadır.
Kürt tarafının “Barış hamlesi“ yanlış okunmamalıdır. Kürtler temel demokratik ulusal haklarından ödün vermeden bu hamleyi başlattılar. Savaştan nemalanan Türk basını, Taraf ve bazı yazarlar hariç barış düşmanlığı yapıyor, amaçlı körlüğünü, güçlülük psikozuyla Kürtlere karşı çıkışını sürdürüyorlar. Söylemde bile farklılık gösterdikleri pek görülmüyor.
Kürt dilini, kimlik, kültür ve politik özerk yaşamını kabul etmeyen bu çevreler, geçen yazımızda bahsettiğimiz YÖK Başkanı gibi sakat kafalı ırkçılardır. Bakınız başka bir profesör Ahmet Özer TARAF ‘ta ne diyor? “Bu ülkede Türkçülük yapanlar Türk kökenliler değildir ( dersimde h. Isik gibi kurtculuk yapanlarda kurt kokenli degildirler). Türkçülük yapanlar daha çok Balkanlar’dan ve Kafkaslar’dan gelmiş olanlardır. Bunlar, daha çok Batı’da yerleşikler ve sistemden nemalanmak için Türkçülüğü bir araç olarak kullanıyorlar“. İşte savaşı körükleyen bu köksüzlerdir. Barış bayrağı Kürt insanının elindedir. Renkli ulusal giysileri içinde üç sıcak rengin açtığı Kürdistan’da on binlerin görkemli toplulukları barışı haykırıyor. Bu resim doğru algılanmalıdır. Kürtler, Türkiye’de eşit, özgür ve özerk hayatı gerçekleştireceklerdir. Bu iradenin önünde milyonluk ordular duramaz. Oysa on iki yıl önce Öcalan’ın barış eli tutulsaydı, bunca yıkım olmazdı.
Gelelim günümüze. Ne olacak? Türk tarafından bazı çevreler; “Dağa çıkış engellenecek“, “Dağdan iniş hızlandırılacak“ diyor. Karşılığında Habur’dan elini kolunu sallayıp geçmeyi, yani “eve dönüş“ olarak görüyor. Bu onların resmi tam görmedikleri ya da görmek istemediklerine işarettir. Kürt tarafı barış için fedakarlık yapıyor. Evrensel ahlak ve ortak akıl yolunu deniyor. Kördöğüşünü önlüyor. Ama sakın temel ulusal demokratik haklarından ödün verdiği anlaşılmasın. Barış zor ve şerefli bir iştir. Savaş ise kirlidir. Kürtler, Türkiye ile yeni bir sayfa açmak istiyor. Umarım Türk devlet yetkilileri ve AKP Hükümeti, Kürtlerin uzatılan barış elini bu kez tutar. Tutacağı umudunu da verdiği görülüyor. Hep birlikte Türkiye’yi vatan yapmak, aidiyet duygularımızı geliştirmek istiyoruz. Bu vesile ile ifade etmek isterim ki, barışı, Kürdün özgür ve özerk yaşamını görmek, doğduğum kutsal topraklara dönmek, hayatımın en mutlu anı olacaktır. İlk defa barışı bu kadar yakına gelmiş hissediyorum. Haydi Türkiye, Kürtlerle barışma zamanı geldi.
www.haydar-isik.com
137
Responses: